Thanatos

"Tek Düşmanım Kendim...’’

 

Yunan mitolojisinde gece tanrıçası Nyks, Hypnos (uyku) ve Thanatos (ölüm) tanrılarını doğurmuştur. İnsandaki tüm yıkıcı, öldürücü dürtüleri temsil eden Thanatos, yapıcılığı, yaratıcılığı ve sevgiyi temsil eden Eros'un karşıtıdır. Diyalektik materyalizmde zıtlar aynı zamanda ve birlikte var olurken, Freud gibi psikoanalistler bu kurguyu bir metafor olarak kullanmış, insan davranışlarını yöneten iki temel dürtüye de Thanatos ve Eros isimlerini vermiştir.

 

Buna göre ölüm bilinci, insanları içgüdüsel, dolayısıyla kaçınılmaz olarak tahripkâr davranışlara iter. Özellikle de kendisine karşı. Ancak hayatiyet ve verimlilikle ilgili Eros dürtüsü ile kendine zarar vermenin tabu niteliği birleşerek saldırgan duyguların hedef değiştirmesine yol açar.

Açığa çıkan öfke, çoğu kez yüceltilerek toplumda kabul gören davranışlar yoluyla tüketilir. Kültürel kökenleriyle şiddeti meşrulaştıran, savaşları çoğaltan, insanı doğaya ve kendisine karşı yabancılaştıran günümüz uygarlığını bu sürece borçlu olduğumuz öne sürülür. Ancak aynı denkleme göre, toplum baskısı ortadan kalktığında, saldırganlık meşrulaştığında ya da birey kimliksizleştiğinde tahripkâr davranışlar her tarihte ve coğrafyada gözlenecektir.

 

Yunan mitolojisinde olduğu gibi Anadolu, Mezopotamya, Hint, Çin kültürlerinde de yaratıcılık ile yıkıcılık, iyilik ile kötülük, aydınlık ile karanlık, hayatımızın içinde karşıt varoluşlar halinde yer alır.

Toplumlar, Thanatos’tan kaynaklanan öfkenin akıtılabileceği sayısız mecra üretir. Spordan tiyatroya, bilgisayar oyunlarından politikaya, hayvan beslemekten havai fişek gösterilerine, yarışmalardan sınavlara dek sayısız alanda bu eğilimin izlerini bulabiliriz. Görünen odur ki, toplumlar, dolayısıyla değer yargıları değiştikçe saldırganlığı meşrulaştırma yolları da değişecek ama bu dürtü her zaman bir şekilde var olacaktır.

 

İdeal ve mutlak bir “iyilik” halinin var olamayacağını, istemesek de kabul etmek durumundayız. Başta coğrafyamızda olmak üzere gezegenimizde kalıcı ve adil bir barışın kurulmasını, yeryüzündeki tüm farklılıkları haklarıyla birlikte ayrımsız savunan bir hukukun egemen olması istiyor, tüm insanlığı, barışı ve özgürlüğü güvence altına alacak gerçek bir demokrasi içinde yaşarken hayal ediyoruz.

 

Bireysel olarak içimizdeki saldırganlığı ehlileştirmeye çalışırken; kötülüğün günlük hayatımızda ve toplumsal yaşamımızda üstün gelmesini engellemenin yollarını çoğaltmak en önemli amacımız olmalıdır. Bu amaçla yola çıkarak, tüm fotoğrafçıları ve fotoğraf izleyicilerini bu konu üzerine düşünmek ve fotoğraf diliyle konuya dokunmak için İFSAK 24. İstanbul Fotoğraf Günleri’ne davet ediyoruz.

 

Geri Dön

 

Tema Metni